Avukat Ertuğrul Sarı Sayfa Görseli

Enflasyona Karşı Munzam Zarar

Enflasyona Karşı Munzam Zarar Ertugrul Sarı

1. Munzam Zararın Tanımı ve Şartları

Genel tanımıyla enflasyon, ekonomideki mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki sürekli artışı ifade etmektedir. Bu artışın doğal sonucu olarak her bir para birimi öncekine göre daha az mal ve hizmet satın alır ve nihayetinde para alacakları enflasyon karşısında değer kaybeder. Ülkemizde yargılama süreçlerinin uzunluğu da göz önüne alınırsa, temerrüt faiz oranları enflasyon oranın altında kalmakta ve para alacakları enflasyon karşında adeta erimektedir. İşte bu sebeple bu makalemizde, enflasyon karşısında değer kaybeden para alacakları için başvurulabilecek hukuki müessese olan “munzam zarar” yargı kararları ışığında izah edilecektir.

Munzam zarar, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi (borcunu ifada temerrüde düşmesi) nedeniyle alacaklının uğradığı ve temerrüt faiziyle karşılanamayan ek zararı ifade eder. Bu yönüyle munzam zarar alacaklının temerrüt faizi ile karşılanamayan zararını telafi yöntemidir. Bu kavram Türk Borçlar Kanunu’nun 122’inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre;“alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.”

Bu kapsamda munzam zarar talebinde bulunabilmek için öncelikle borçlunun para borcunu vadesinde ifa etmemesi ve bu nedenle temerrüde düşmesi ve alacaklının temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olması gerekir. Söz gelimi, uyuşmazlık konusu para alacağının tahsili için 31.02.2024 tarihinde yargı yoluna başvurulmuş ve 31.01.2025 tarihinde alacağın yasal temerrüt faizi ile tahsiline karar verilmiş olsun. Alacaklının alacağından yoksun kaldığı 1 yıllık süre için alacağa işletilecek yasal temerrüt faiz oranı yaklaşık %19’dur. Ancak 2024 - 2025 yılları arasındaki reel enflasyon oranı ise % 80’e yakındır. Nihayetinde para alacağı tahsil tarihine kadar % 80' e yakın oranda erimiş ve uygulanan temerrüt faizi alacaklının alacağını korumaya yetmemiştir.

Bu hususlar dışında munzam zararın diğer iki şartı ise, borçlunun temerrüde düşmesinde kusurlu olması ve alacaklının uğradığı zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının bulunmasıdır. Buna göre illiyet bağının kurulabildiği hallerde, borçlu ancak temerrüde düşmede herhangi bir kusuru bulunmadığı ispatladığı takdirde munzam zararı tazminden kurtulabilir.

2. İspata İlişkin Değerlendirme

Munzam zararın tazmini için alacaklının, temerrüt faizini aşan zararını somut ve açık bir şekilde ispat etmesi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, ekonomik koşullardaki olumsuzlukların (örneğin enflasyon, yüksek faiz oranları) tek başına munzam zararın ispatı için yeterli olmadığını belirterek esas olanın alacaklının zararını somut delillerle kanıtlaması olduğunu ifade etmiştir. Söz gelimi, alacaklı, borçlunun borcunu zamanında ödememesi nedeniyle bankadan yüksek faizle kredi almak zorunda kalmışsa ve bu durumu somut delillerle ispat ederse, temerrüt faizini aşan bu ek zararın (munzam zarar) tazminini talep edebilir.

Söz konusu somut ispat şartı yakın zamana kadar katı bir şekilde aranmakta iken Anayasa Mahkemesi’nin 21.12.2017 tarihli kararı ile somut ispat şartı katı bir biçimde uygulanmamaya başlanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin ilgili kararında yapmış olduğu değerlendirme aynen, “..başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiği kanaatine varılmıştır. Bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamunun yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu değerlendirilmiştir..” şeklindedir.

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı sonrasında munzam zararın ispatında Yargıtay tarafından görüş değişikliğine gidilerek somut ispat şartı katı olarak uygulanmamaya başlanmıştır. Bakınız 15. Hukuk Dairesi 15.03.2021 tarih ve 2020/967 E. 2021/859 K. sayılı kararında; “..dairemizce uzun yıllar munzam zararın varlığını davacı alacaklının somut delillerle kanıtlamak zorunda olduğu kabul edilip uygulanmış olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı başvuru nolu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tesbite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesinin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir..”

Ancak bu görüş değişikliği kapsamında her ne kadar somut ispat şartı katı olarak uygulanmamaya başlanmış ise de halen Yargıtay Hukuk Daireleri ile Hukuk Genel Kurulu arasında görüş farklılığı bulunmaktadır. Zira, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.03.2022 tarih ve 2021/028 E. 2022/401 K. sayılı kararında, “..ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebinin, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemeyeceğine; ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı olmadığına; çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzlukların, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacağına..” karar vermiştir.

Sonuç olarak, munzam zararın ispatı noktasında her ne kadar Anaya Mahkemesi’nin ilgili kararıyla Yargıtay Hukuk Daireleri’nce görüş değişikliğine gidilmiş ise de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.03.2022 tarih ve 2021/028 E. 2022/401 K. sayılı kararı neticesinde halen munzam zararın ispatında somut ispat şartı görüşünü benimsediği açıkça görülmektedir. Ancak munzam zarar talebine konu her olay kendine özgü delillerle değerlendirileceğinden ispat şartı mahkemelerce her olay farklı şekilde cevaplandırılacaktır.