1. Munzam Zararın Tanımı ve Şartları
Genel tanımıyla enflasyon, ekonomideki mal ve hizmetlerin
fiyatlarındaki sürekli artışı ifade etmektedir. Bu artışın doğal sonucu olarak
her bir para birimi öncekine göre daha az mal ve hizmet satın alır ve
nihayetinde para alacakları enflasyon karşısında değer kaybeder. Ülkemizde
yargılama süreçlerinin uzunluğu da göz önüne alınırsa, temerrüt faiz oranları
enflasyon oranın altında kalmakta ve para alacakları enflasyon karşında adeta
erimektedir. İşte bu sebeple bu makalemizde, enflasyon karşısında değer
kaybeden para alacakları için başvurulabilecek hukuki müessese olan “munzam
zarar” yargı kararları ışığında izah edilecektir.
Munzam zarar, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi
(borcunu ifada temerrüde düşmesi) nedeniyle alacaklının uğradığı ve temerrüt
faiziyle karşılanamayan ek zararı ifade eder. Bu yönüyle munzam zarar
alacaklının temerrüt faizi ile karşılanamayan zararını telafi yöntemidir. Bu
kavram Türk Borçlar Kanunu’nun 122’inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna
göre;“alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa,
borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da
gidermekle yükümlüdür.”
Bu kapsamda munzam zarar talebinde bulunabilmek için öncelikle
borçlunun para borcunu vadesinde ifa etmemesi ve bu nedenle temerrüde düşmesi
ve alacaklının temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olması gerekir. Söz
gelimi, uyuşmazlık konusu para alacağının tahsili için 31.02.2024 tarihinde
yargı yoluna başvurulmuş ve 31.01.2025 tarihinde alacağın yasal temerrüt faizi
ile tahsiline karar verilmiş olsun. Alacaklının alacağından yoksun kaldığı 1
yıllık süre için alacağa işletilecek yasal temerrüt faiz oranı yaklaşık
%19’dur. Ancak 2024 - 2025 yılları arasındaki reel enflasyon oranı ise % 80’e
yakındır. Nihayetinde para alacağı tahsil tarihine kadar % 80' e yakın oranda
erimiş ve uygulanan temerrüt faizi alacaklının alacağını korumaya yetmemiştir.
Bu hususlar dışında munzam zararın diğer iki şartı ise,
borçlunun temerrüde düşmesinde kusurlu olması ve alacaklının uğradığı zarar ile
borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının bulunmasıdır. Buna göre
illiyet bağının kurulabildiği hallerde, borçlu ancak temerrüde düşmede herhangi
bir kusuru bulunmadığı ispatladığı takdirde munzam zararı tazminden
kurtulabilir.
2. İspata İlişkin Değerlendirme
Munzam zararın tazmini için alacaklının, temerrüt faizini aşan
zararını somut ve açık bir şekilde ispat etmesi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu, ekonomik koşullardaki olumsuzlukların (örneğin enflasyon, yüksek faiz
oranları) tek başına munzam zararın ispatı için yeterli olmadığını belirterek
esas olanın alacaklının zararını somut delillerle kanıtlaması olduğunu ifade
etmiştir. Söz gelimi, alacaklı, borçlunun borcunu zamanında ödememesi nedeniyle
bankadan yüksek faizle kredi almak zorunda kalmışsa ve bu durumu somut
delillerle ispat ederse, temerrüt faizini aşan bu ek zararın (munzam zarar)
tazminini talep edebilir.
Söz konusu somut ispat şartı yakın zamana kadar katı bir şekilde
aranmakta iken Anayasa Mahkemesi’nin 21.12.2017 tarihli kararı ile somut ispat
şartı katı bir biçimde uygulanmamaya başlanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin ilgili
kararında yapmış olduğu değerlendirme aynen, “..başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon
karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından
başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklendiği kanaatine
varılmıştır. Bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara
uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut
olay bakımından kamunun yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması
arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu
değerlendirilmiştir..” şeklindedir.
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı sonrasında munzam zararın
ispatında Yargıtay tarafından görüş değişikliğine gidilerek somut ispat şartı
katı olarak uygulanmamaya başlanmıştır. Bakınız 15. Hukuk Dairesi 15.03.2021
tarih ve 2020/967 E. 2021/859 K. sayılı kararında; “..dairemizce uzun
yıllar munzam zararın varlığını davacı alacaklının somut delillerle kanıtlamak
zorunda olduğu kabul edilip uygulanmış olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesi'nin
bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve 2014/2267 sayılı
başvuru nolu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı
kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına
uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir
külfet yüklendiği, bu tesbite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara
uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut
olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması
arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip
mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar
verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam
zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş,
gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil
dengenin korunması Anayasa Mahkemesinin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı
gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat
faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile
birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın
varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir..”
Ancak bu görüş değişikliği kapsamında her ne kadar somut ispat
şartı katı olarak uygulanmamaya başlanmış ise de halen
Yargıtay Hukuk Daireleri ile Hukuk Genel Kurulu arasında görüş farklılığı
bulunmaktadır. Zira, Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu’nun 29.03.2022 tarih ve 2021/028 E. 2022/401 K. sayılı kararında, “..ülkemizdeki
belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan
enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın
(munzam) zarar talebinin, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemeyeceğine;
ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde
meydana gelen azalmanın, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir
zararının varlığının ispatı olmadığına; çıkan yüksek enflasyon, döviz
kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu,
paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzlukların, bir
karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla
oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya
bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacağına..” karar
vermiştir.
Sonuç olarak, munzam zararın ispatı noktasında her ne kadar
Anaya Mahkemesi’nin ilgili kararıyla Yargıtay Hukuk Daireleri’nce görüş
değişikliğine gidilmiş ise de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.03.2022 tarih
ve 2021/028 E. 2022/401 K. sayılı kararı neticesinde halen munzam zararın
ispatında somut ispat şartı görüşünü benimsediği açıkça görülmektedir. Ancak
munzam zarar talebine konu her olay kendine özgü delillerle
değerlendirileceğinden ispat şartı mahkemelerce her olay farklı şekilde
cevaplandırılacaktır.